Araştırma ve Yazılar

Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları

TÜRKİYE KURULU GÜCÜ

TÜRKİYE KURULU GÜCÜNÜN KURULUŞLARA VE KAYNAKLARA GÖRE DAĞILIMI


TÜRKİYE ÜRETİMİNİN KAYNAKLARA GÖRE DAĞILIMI [2004]

Enerji, ekonomik ve sosyal kalkınma için temel girdilerden birisi durumundadır. Artan nüfus, şehirleşme, sanayileşme, teknolojinin yaygınlaşması ve refah artışına paralel olarak enerji tüketimi kaçınılmaz bir şekilde büyümektedir

Ülkemizde hemen her türlü enerji kaynağı mevcut olmakla birlikte, linyit ve hidrolik enerji kaynağının dışındaki enerji kaynakları ihtiyaçlarımıza cevap verebilecek miktarda değildir. Yerli enerji kaynağı üretiminde hidrolik enerji ve kömür önemli bir yer tutmakla beraber, tüketimde kömür ile birlikte çok uzun yıllardan beri petrol ve son yıllarda da doğal gaz önem kazanmıştır.

İkincil enerji kaynağı olan elektrik enerjisi tüketiminde ise 1980’li yıllardan itibaren önemli artışlar kaydedilmiştir. Ülkemizin gelişmesi ve sanayileşmesine paralel olarak artacak olan talebin güvenilir olarak karşılanması çerçevesinde gerek birincil gerekse ikincil enerji kaynakları üretim ve arzlarında önemli artışların olması beklenilmektedir

Öncelikle Türkiye’nin elektrik enerji durumu hakkında bilgi vermek istiyorum.

Ülkemizde elektrik enerjisi ağırlıklı olarak termik ve hidrolik kaynaklardan karşılanmaktadır. Jeotermal ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının payı ise henüz oldukça düşüktür. Termik üretimde linyit önemli bir yer tutmakta, doğal gazın payı ise artmaktadır. 2004 yılı elektrik enerjisi kurulu güç kapasitesi 36.663 MW olup, bunun %29.9’u doğalgaz, %34,47i hidrolik, % 22,59’u Kömür % 0.04’i jeotermalden ve %0.05’i de rüzgardan oluşmaktadır

Ülkemizde elektrik enerji projeksiyonları çeşitli senaryolara göre çeşitli kamu kurumu, üniversiteler, diğer ilgili kuruluşlar tarafından 2020 yılı hedef alınarak hazırlanmaktadır. Talep tahminine ilişkin farklı değerler olmakla beraber 2004 yılının ortalarında Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi tarafından hazırlanan talep projeksiyonunda iki adet çözüm önerisi getirilmiştir. Bunlardan birincisi, 2020 yılında takribî 400 milyar kilovat/saatlik enerji talebi, diğeri ise 500 milyar kilovat/saatlik enerji talebidir.

Enerji sektörünün temel büyüklüklerine bakacak olursak; Enerjideki büyüme hızı 2010 yılına kadar yaklaşık %  8,  2020 yılına kadar da ortalama %  7,7 olarak kabul edilmiştir. Tüketim ise 2010 yılında yüzde 71’lik bir büyümeyle 240 milyar kilovat/saat, 2020 yılında ise yüzde 250 büyümelik bir hızla 500 milyar kilovat/saatlik bir talep tüketimi öngörülmektedir. Kurulu gücü, 2010 yılında 48 000 megavat, 2020 yılında ise 100 000 megavat olarak tahmin edebiliriz. Yenilenebilir enerji kaynakları açısından 2010 yılı tahmini kurulu gücü 18 324 megavat, 2020 yılı tahmini ise 35 000 megavattır. Hidroelektrik kaynakların yenilenebilir enerji kaynakları içerisindeki payı yüzde 34 oranında 12 579 megavattır.

Alternatif doğal enerji kaynakları konusunda yapılan araştırmalar sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kavramlarını da gündeme getirmektedir.Yaşamın sürdürülebilirliği için kaynakların sürdürülebilir olması yeterli değildi. Ekolojik denge için kaynakların yenilenebilir olması gerekmektedir: Bir şeyin sürekliliği sürdürülebilir olduğunu göstermemektedir. Sürdürülebilirlik bütün açısından ancak yenilenebilir olursa mümkündür. Bu nedenle enerji sistemlerinin sürdürülebilir, enerji kaynaklarının  da yenilenebilir olması gerekmektedir

Yenilenebilir enerji, “doğanın kendi evrimi içinde, bir sonraki gün aynen mevcut olabilen enerji kaynağı” olarak tanımlayabiliriz. Bugün yaygın olarak kullanılan fosil yakıtlar, yakılınca biten ve yenilenmeyen enerji kaynaklarıdır. Oysa hidrolik (su), güneş, rüzgar ve jeotermal gibi doğal kaynaklar yenilenebilir olmalarının yanı sıra temiz enerji kaynakları olarak karşımıza çıkmaktadır.

“Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin “5346 sayılı Kanun” Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunda hidrolik, rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle, biyogaz, dalga, akıntı enerjisi ve gel-git yenilenebilir enerji kaynakları olarak tanımlanmıştır.

Kanun;

Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımının yaygınlaştırılması,

Bu kaynakların güvenilir, ekonomik ve kaliteli biçimde ekonomiye kazandırılması, kaynak çeşitliliğinin artırılması,

Sera gazı emisyonlarının azaltılması, atıkların değerlendirilmesi,

Çevrenin korunması ve bu amaçların gerçekleştirilmesinde ihtiyaç duyulan imalat sektörünün geliştirilmesini amaçlamaktadır.

.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının tüketimdeki payı talebin yüzde 25’i kadardır. Bu Kanun ile beraber, bu oran daha da artırılmak istenmektedir.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım oranını artırmak için çaba sarf edilmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının yatırım maliyetleri diğer kaynakların maliyetleri karşısında yüksek olması yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım payını kısıtlamaktadır. Avrupa Birliği bu konuda hedef olarak bir rakam tayin etmiştir.

Enerji talebindeki hızlı artışın karşılanmasında, yenilenebilir enerji kaynaklarından en etkin ve rasyonel biçimde yararlanılması amacıyla kamu yatırımlarının artırılmasının yanı sıra özel sektör yatırımlarının bu alana kanalize edilmesinin teşviki de yararlı olacaktır.

Diğer taraftan, geleneksel enerji üretim yöntemleri bugün çevre kirliliğinin önemli nedenlerinden biridir ve bu yöntemlerde kullanılan fosil yakıtların tüketiminin, çevre konusundaki uluslararası taahhütler nedeni ile azaltılması gündemde olan bir konudur. Ayrıca, fosil yakıtların bir süre sonra tükeneceği gerçeği de bilinmektedir. Bütün gelişmiş ülkeler çevre-dostu, yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmaya olağanüstü bir önem vermektedir. Bu yönüyle gelecek yüzyıl, güneş ve onun türevleri ile diğer tükenmez ve temiz enerji kaynakları kullanımında atılım yapılacak bir yüzyıl olma görünümündedir.

Ancak, yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları olarak isimlendirilen bu alternatif kaynaklardan yararlanılması, hidrolik enerji dışında, teknolojik gelişimlerinin yeniliği ve geleneksel kaynaklarla ekonomik açıdan rekabet edebilme güçlükleri nedeniyle, bugüne kadar arzulanan düzeye ulaşamamıştır. Bununla birlikte, jeotermal, pasif güneş, rüzgar ve modern biyokütle enerjisi teknolojileri, bugün dünya enerji pazarlarında yer almaya başlamıştır. Enerji bitkileri, foto-voltaik ve denizde rüzgar enerjisi teknolojilerindeki Ar-Ge çalışmaları devam etmektedir. Yeraltında ısıl enerji depolaması, özellikle gelişmiş ülkelerde hızlı bir yaygınlaşma sürecine girerken, hidrojen enerjisi teknolojisinde yoğun araştırmaların sürdürüldüğü gözlenmektedir

      Shell Uluslararası Petrol Şirketi, 2025 yılında yenilenebilir enerji

kaynaklarının dünya enerjisine katkısının, fosil yakıtların bugünkü katkısının yarısı ve hatta üçte ikisi kadar olacağının beklendiğini açıklamıştır.

Intergovernmental Panel of Climate Change (IPCC), iklim değişikliği üzerindeki etkileri azaltıcı nitelikte enerji temin imkanları konusundaki 1995 yılı değerlendirmesinde, bu oranı beşte iki olarak öngörmektedir.

Avrupa Birliği, 2010 yılı için yenilenebilir enerji alanındaki stratejik

hedeflerini şöyle belirlemiştir:

         1,000,000 fotovoltaik çatı (1000 MWp)

       10,000 MW ilave rüzgar enerjisi kapasitesi

       10,000 MWth  ilave biyokütle enerjisi kapasitesi

       Enerji ihtiyacının tamamını yenilenebilir kaynaklardan sağlayacak pilot bölgelerin oluşturulması (1500 MW’lık bir artış)

Bu hedeflerin gerçekleşmesi ile, CO2 emisyonlarında yıllık toplam 402

milyon tonluk bir düşüş sağlanacağı belirtilmektedir.

Enerji Piyasası Kanununda öngörülen rekabetçi ve toptan satış uygulamalı bir enerji pazarına doğru geçildikçe ve Hazine garantileri de sona erdikçe, enerji üretim projelerini geliştirilen özel kuruluşlar için finansman temini daha zor olacaktır, zira Hazine desteği olmayacaktır. Ayrıca, çevreye duyarlı yenilenebilir enerji kaynaklar projelerini geliştirilen özel kuruluşlar için durum daha da zor olacaktır, zira daha küçüktürler, ağırlıklı olarak Yerli Türk firmaları olup gerek uluslararası sermaye pazarlarına gerekse ihracat kredi kuruluşlarına erişimleri daha azdır. Aşağıdakilere rağmen, mevcut şartlar bu şekildedir:

  • 1)Birçok yenilenebilir proje, servis ömrü maliyetleri esasında ekonomik olarak uygundur;
  • 2)Türkiye’nin küçük hidroenerji ve rüzgar enerjisi sahaları açısından son derece büyük yenilenebilir enerji kaynakları bulunmaktadır.
  • 3)Yenilenebilir kaynaklardan temin edilen enerji kirliliği ve sera etkisi oluşturan gazların (GHG) emisyonunu azaltacaktır.

Yenilenebilir enerji kaynaklarını esas alan üretim projelerinin mahalli özel sponsorları, aşağıdaki engeller ile karşı karşıyadır:

1) Potansiyel sahalarda yenilenebilir enerji kaynaklarının mevcudiyetine dair teknik olarak güvenilir bilgilerin az miktarda olmasına ve/veya bu bilgilere erişim olmamasına bağlı olarak, fosil yakıtlarını kullanan konvansiyonel enerji üretim projelerinde tahakkuk edebilecek maliyetlere oranla daha yüksek ön yatırım maliyetleri, mevcut bilgilerin doğrulanması ve ilave çalışmaların gerçekleştirilmesine ilişkin maliyetler (ön fizibilite çalışmaları, ayrıntılı fizibilite mühendislik tasarımı, vs..)

2) Küçük ancak sermaye yoğun alt yapı projelerinden finansal uygulanabilirliğin sağlanması için orta ila uzun vadeli borç finansmanının mevcut olmaması. Doğal gaz ile çalışan tesislere kıyasla, sermaye maliyetlerinin işletme maliyetlerine olan ilk oranının daha yüksek olması nedeni ile, finansmanının bir kısmının uzun vadeli bir borç olarak temin edilememesi halinde, enerji satış gelirleri ile borç yükümlülükleri arasında tipik bir uyumsuzluk olacaktır.

3) Kısa süre içinde özelleştirilecek dağıtım şirketlerinin, yenilenebilir enerji üreticilerinden enerji satın almak üzere ikili anlaşmalara girme konusunda, bu küçük tesisler ile çalışmanın beraberinde getirdiği yüksek karmaşa faktörüne bağlı olarak, istekli olup olmadıklarına dair belirsizlik.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzındaki payının artırılması ile iklim değişikliğine sebep olan sera gazlarının azaltılmasının yanında  dışa bağımlılık, enerji arz güvenliğinin sağlanması, yerli kaynak kullanımı, yakıt maliyeti olmayan tesislerin kurulması, imalat sektörünün özellikle küçük ölçekte gelişmesinin sağlanması ve bunun sonucunda istihdam yaratılması, altyapının iyi kurulması halinde yenilenebilir elektrik enerjisi ihracatı yapılabilmesi gibi birçok konuda olumlu gelişme sağlanacaktır.

Sürdürülebilir enerji koşullarına ulaşabilmek için hepimize önemli görevler düşmektedir. Çevre ve toplumsal maliyetler üzerinde bilinçlenmenin artırılması, eğitimin yeniden düzenlenmesi ve güvenilir bir veri tabanının oluşturulması gerekmektedir

Bu nedenlerle, sürdürülebilir bir kalkınma yaklaşımı içinde, ekonomik ve sosyal gelişimi destekleyecek, çevreyi en az düzeyde tahrip edecek, asgari miktar ve maliyette enerji tüketimi ve dolayısıyla arzı hedef almak durumundayız.

 

Önder Piyade 2005