Araştırma ve Yazılar

ELEKTRİK DAĞITIM VE ÜRETİM TESİSLERİNİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ

1 Özelleştirmenin Amacı

Öncelikle elektrik dağıtım ve üretim özelleştirmelerinden ne beklendiği konusunda uzlaşılmalıdır. Genel amaçlara ek olarak, Dağıtım ve üretim faaliyetinin özelleştirilme amaçları tartışılmalıdır.

Özelleştirmeden amaç, “kamuya gelir elde etmek” olabilir. Bu hükümetin tercihleri ile ortaya çıkacaktır. Fakat bu amaç enerji fiyatlarını yükselteceğinden şu aşamada uygun olmayacağı kanısındayız.

Öte yandan bir “devir-kira-satış bedelinin” tahsil edilmede ek yük getireceği ve enerji fiyatlarını artıracağından bu konuda da dikkatli olunmalıdır. Dolayısıyla “amaç tespiti” öncelikli sorun olarak ele alınmalıdır.

1.1.  Dağıtımda özelleştirmenin amacı:

Dağıtım için aşağıdaki amaçlar söylenebilir:

  • Verimliliğin artırılması ve işletme maliyetinin düşürülmesi,
  • Kayıpların makul seviyelere indirilmesi,
  • Kaçakların kabul edilebilir seviyelere çekilmesi,
  • Hizmet kalitesinin artırılması,
  • Piyasanın serbestleştirilmesi için kaldıraç olarak kullanılması,
  • Dağıtım şirketlerine 4628 sayılı Kanunla verilen üretim tesisi kurma hakkının (%20) yeni arz oluşturulması
  • Kamunun bugünkü finansman yapısıyla gerçekleştirmesi mümkün olmayan yatırımların yapılması,
  • Kuruluşların üzerindeki politik otoritenin etkisini ortadan kaldırarak kuruluşları işletme ve planlama politikalarında daha özgür bir konuma getirmek,
  • Regülasyonla denetlenen bir rekabet ortamı içinde, elektrik tarifelerinde fiyat istikrarını sağlamak,
  • Gelişen teknolojinin sektörde kullanılmasını teşvik edici ortamı hazırlamak,
  • Sektörde çağdaş yönetim ve organizasyon tekniklerinin kullanılması.

1.2.  Üretimde özelleştirmenin amacı:

  • Mevcut santrallarda tevsi ve modernizasyon yatırımlarının hızlandırılmasını temin etmek ve üretim kapasitesini yükseltmek,
  • İşletme verimliliğinin artırılması ve işletme maliyetinin düşürülmesi,
  • Kamunun bugünkü finansman yapısıyla gerçekleştirmesi mümkün olmayan yeni üretim tesisleri yatırımları ile modernizasyon yatırımlarının yapılması,
  • Arz güvenliğini gözeterek maliyetlerin düşürülmesi.
  • Yeni üretim kapasite yatırımların uyarılması.

2.Dağıtım için alternatifler

  • EPK’nın 14. maddesiyle özelleştirme yetkisi, Özelleştirme İdaresi Başkanlığına verilmiş olup, özelleştirmelerin 4046 sayılı Kanun uyarınca yapılması hükme bağlanmıştır. Anılan madde uyarınca;
  • “Bakanlık, TEDAŞ, Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi, bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilmesine yönelik öneri ve görüşleri ÖİB’na bildirir. Özelleştirme işlemleri, 4046 sayılı … Kanun hükümleri dairesinde ÖİB tarafından yürütülecektir.”
  • “Özelleştirme uygulamaları çerçevesinde, Kanunda belirtilen piyasa faaliyetlerinde yer alan gerçek ve tüzel kişilerden, yabancı gerçek ve tüzel kişiler elektrik, üretim, iletim ve dağıtım sektörlerinde, sektörel bazda kontrol oluşturacak şekilde pay sahibi olamazlar.”
  • Daha önceki uygulamalarda mevcut tesislerin özelleştirmeleri 3096 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca işletme hakkı devri modeli ile Kanun ve ilgili yönetmeliklere göre yapılırken, 4628 sayılı Kanun ile usul ve yetkili idare değişmiştir.

2.1.  Varlık Satışı

VARLIK SATIŞININ ÜSTÜN YANLARI

  • Yatırım kararları daha uzun vadeler dikkate alınarak verilecek ve verimlilik artacaktır.
  • İşletme ve bakım işlemlerinde işletme süresi dikkate alınmayacağından, tesislerin ekonomik ömrüne yakın kullanılması mümkün olabilecektir.
  • İzin ve onaylar azalacağı için yatırım süreci kısalacaktır.
  • Verimsiz ve siyasi mülahazalarla yapılan yatırımlar ortadan kalkacaktır.
  • Kamuya gelir sağlanacaktır.
  • Mülkiyet hakkının devredilmesi nedeniyle yatırımcıların modele daha güvenle yaklaşacaktır.

VARLIK SATIŞININ ZAYIF YANLARI

  • Kamuya yüksek miktarlarda ödeme yapılacak olması nedeniyle, varlık bedelinin finansmanının sağlanması güç olacaktır.
  • Elektrik dağıtım hizmetleri Anayasa Mahkemesi tarafından “kamu hizmeti” olarak tanımlanmakta ve bu işler “imtiyaz” kapsamında değerlendirilmektedir. Son Anayasa değişiklikleri ile bu durum değişmemiş, sadece “imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinin özel hukuk sözleşmesi olarak düzenlenmesi” imkanı getirilmiştir. Dolayısıyla, varlık satışının mümkün olabilmesi için, öncelikle Anayasa değişikliğinin yapılması gerekmektedir.
  • 4046 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi yabancılara yapılacak mülkiyet satışları açısından mütekabiliyet şartı öngörmektedir. Bedelin yüksek olması yabancı ortaklıkları neredeyse zorunlu kıldığından, bu hüküm bir engel teşkil edebilecektir.
  • Dağıtım tesislerinin mülkiyeti değişik kamu kuruluşlarına aittir. Belediye, Etibank, TEK, Hazine, vb. Bağlı ortaklıklarda daha az olmakla beraber özellikle müesseselerde önemli miktarda kaydı olmayan varlıklar vardır. Bu da ciddi bir sorundur.
    • Varlık satışı her durumda tarifeleri yükseltecektir. Basit bir örnekle, eğer varlık satışından, 100 Milyar kWh tüketimi olan bölgeler için 10 Milyar USD bir gelir hedefleniyorsa, yatırımcının 10 yıllık itfa planıyla %20 iç verim oranı beklediği varsayılırsa, tarifeler 2,4 cent/kWh’dan fazla artacaktır. Bu artış %15 iç verim oranı ile bile 2 cent/kWh yapmaktadır.

    (Eğer 60 Milyar Dolar gelir beklenirse tarifeler 12 cent/kWh’dan fazla artacaktır)

  • Varlık satışı alternatifinde dikkate alınması gereken önemli bir husus da, yatırımcının tesislerin gerçek değeriyle hiçbir şekilde ilgilenmeyeceğidir. Yatırımcı için tesislerin gerçek değeri, yatırım için öngörülen amortisman süresi ve öngördüğü getiri oranını sağlayacak değerdir. Bu değeri de tarifeye eklenecek olan devir bedeli belirleyecektir. Buna bir de yükümlenilen yatırımlar eklenecektir
  • Varlık satışının yukarıda değinilen sakıncaları, gerekli yasal ve idari düzenlemelerin yapılması, peşin alınmış bir varlık bedeli yerine uzun dönemde gelirlerden ödenecek bir bedel alınması, mülkiyet sorunlarının geçici olarak “intifa hakkı” ile çözülmesi gibi uygulamalarla giderilmeye çalışılabilir. Ancak bu çözümlerin geliştirilmesi, sektör ve ülke koşulları dikkate alındığında, çok kolay gözükmemektedir.

2.2.  Kiralama Sözleşmeleri

KİRALAMA SÖZLEŞMELERİNİN UYGULAMASI

  • Kamu işletmelerinin yeniden yapılandırılması, performanslarının iyileştirilmesi amacıyla kullanılan kiralama sözleşmelerinde, kamu mal sahipliğine devam etmekte, ancak, yönetim riski ve finansal sorumluluk dahil tüm işletme sorumlulukları kiracıya ait olmaktadır.
  • Kiralama işleminde kiralayan, kiraladığı varlıklar ve tesisler üzerinde onarım ve yenileme şartlarına bağlı kalmak şartıyla sınırsız yetkiye sahiptir. İşletme sermayesinin kiracı tarafından temin edilmesi gereken kiralama sözleşmeleri, anlaşmaya bağlı olmakla birlikte genellikle 5-20 yıllık dönemler için düzenlenmektedir. Bu dönem içerisinde tarifeler üzerinden gelir sağlayan kiracı, kiralayana kira yada lisans ücreti olarak belirlenen bir bedel ödemektedir.
  • Elde edilen kar yada zarar kiracıya ait olmakla birlikte, verimlilik ve etkinlik iyileşmelerinden elde edilen getiri de kiracıya kalmaktadır. Kiralama sözleşmelerinde hizmet kalitesi ile ilgili performans göstergeleri, performanstan sapma durumunda uygulanacak cezalar, uyuşmazlıkların çözümü ve kiraya konu olan varlıkların bakım ve onarımı ile ilgili şartlar detaylı olarak yer almalıdır
  • Kiralama sözleşmeleri, kamunun kendi faaliyetlerinden dolayı oluşan zararlardan kurtulması ve işletme maliyetlerinin azaltılması gibi avantajları sağlamaktadır.
  • Kiralama sözleşmeleri kapsamında öngörülen İşletme hakkı devri modeli, belli bir coğrafi sınır içerisinde dağıtım faaliyetinin gördürülmesi işinin üçüncü kişilere bırakılması olarak basit bir şekilde tanımlanabilir.
  • Esasen, Bakanlığın 3096 sayılı yasaya dayanarak uyguladığı İşletme Hakkı Devir Modeli de esasen bir tür “kiralama sözleşmesidir”. Bu yüzden de bu model hakkında Bakanlığın belli düzeyde birikimi vardır. Halen bu model altında işletilen bir şirketle (Kayseri) sözleşme tadil müzakereleri sürdürülmektedir. Henüz işletmeye geçmemiş bir şirketle de (Aydem) sözleşme müzakereleri tamamlanmak üzeredir.
  • Ayrıca Bakanlığın, gerekli düzeltme ve uyarlamaları yapmak için yararlanabileceği, son derece olumsuz olan ÇEAŞ ve KEPEZ ile AKTAŞ deneyimi de vardır.

KİRALAMA SÖZLEŞMELERİNİN OLUMLU YANLARI

  • Yargının Anayasaya aykırılık nedeniyle müdahale riskinin daha az olması,
  • Devir bedelinin işletme süresince ödenecek taksitler halinde olması yada olmaması durumunda finansman sorununun ortadan kalkması, (Şirketin bunun yerine yatırımların finansmanı amacıyla kaynak bulması gerekecektir.)
  • Geçmiş projeler nedeniyle, kamunun ve özel sektörün modele yatkınlığı ve bilgi birikiminin mevcut olması,
  • Başta müşteri hizmetleri olmak üzere hizmet ve finansman denetiminin yapılabilir olması,

KİRALAMA SÖZLEŞMELERİNİN ZAYIF YANLARI

  • Yatırımlar kamu adına gerçekleştirileceğinden, siyasi etkenlerle verimsiz yatırımlara yönelme olasılığı,
  • Yatırım sürecinde bir çok idari organın müdahalesi nedeniyle, sürecin uzaması,

2.3.  Hisse satışı

  • Bağlı ortaklıkların 233 s. KHK’ya tabi statüleri değiştirilerek ve dağıtım müesseseleri de Anonim Şirket’e dönüştürülerek, hisseleri halka arz yada blok satış yöntemiyle satılabilir. Ancak bunun da, eğer yönetim kamuda olursa bir özelleştirme olarak değerlendirilemeyeceği açıktır. Kamuda olmadığı takdirde de bu stratejik işletmelerin işçi şirketleri ile benzer sorunları yaşaması beklenmelidir.
  • Bu yöntemde, yönetebilir nitelik ve/veya miktarda hisselerin bir stratejik ortağa satışı planlanabilir ki, bu oldukça rasyonel bir yöntem olacaktır. Ancak burada da eğer operasyondan gelir bekleniyorsa varlık satışı ile aynı sakıncalar karşımıza çıkacaktır. Bunun dışında, mevcut işgücünün önemli bir kısmının başka yerlerde (havuz veya başka kamu kurumlarında veya işçi statüsündekiler için iş akitlerinin feshi) istihdamı gündeme gelebilecektir.
  • Aslında, bu yöntemin varlık satışına nazaran en önemli avantajı, mülkiyet devrinin yol açacağı tapu tescil gibi işlemler nedeniyle özelleştirme sürecinin uzamasının önüne geçmesidir. Varlık satışına nazaran istihdam sorunlarına sahip olması, bu açıdan beklenilen verimliliğin daha uzun sürede gerçekleşmesine yol açacaktır.
  • Sektörde yeterli bir tecrübe birikmediği için aranan nitelikte bir stratejik ortağın her durumda “yabancı bir operatör” olacağı da dikkate alınmalıdır.

2.5.  Gelir Paylaşımı

  • Dağıtım işletmelerinin gelir/gider kaynakları ayrı ayrı, nispi olarak küçük ihalelerle özelleştirme konusu yapılabilir. Örneğin dağıtım maliyetinden daha fazla olan kayıp kaçak maliyetini azaltmak için Tahakkuk-Tahsilat-Kayıp İzleme fonksiyonları “Gelir Paylaşımı” modeli ile özelleştirilebilir.
  • Bu model sorunu radikal bir biçimde çözmeyecektir. Ayrıca çok etkili bir başlangıç planlaması gerektirmektedir. Bunun yerine doğrudan özelleştirme daha rasyonel bir çözüm olacaktır.

2.6.  Özerk yönetimli şirketler

  • Zaman zaman dile getirilen bu model genelde işlememektedir ve Türkiye’de işlediği bir örnek de bilinmemektedir.

2.7.  Üretim tesislerinde özelleştirme

  • Dağıtım tesisleri için varlık satışı, varlıkların hukuki durumlarının belirsizliği nedeniyle teknik olarak mümkün değildir.
  • Aynı şekilde üretim tesislerinde normal ticari işletmelerden farklı olarak yakıt sahaları da transfer edileceğinden yakıt rezervlerinin bitmesi durumunda işletme değerinin ne olacağı belli değildir. Sadece kuruluş yeri seçimi nedeniyle avantajlı olan ve alternatif yakıt kullanabilen santrallarda bu handikap yoktur.
  • İkincisi varlık satışında mülkiyet devri nedeniyle işletme hakkı devrine göre maliyet yükseleceğinden bu maliyet yüksekliği birim enerji üretim maliyetine yansıyacaktır. Ayrıca bu santrallarda maden sahaları daha önce kamulaştırılmış olup, kamulaştırma amacı dışında (diğer özel kişilere satışı) mümkün değildir. Bir diğer sorun ise, santralların inşaat, işletme, deşarj emisyon vb. izinlerinin halen alınmamış olmasıdır.

2.8.  Hangi model seçilmeli?

  • Gerek dağıtım gerekse üretim tesislerinin özelleştirilmesinde uygulanacak tek gerçekçi model “Kira Sözleşmeleri” (işletme hakkı devri) olarak görülmektedir. Bu konuda gerek Bakanlığın gerekse Bağlı Kuruluşların bilgi birikimleri mevcut olup zaman kazanma açısından bu modelin uygulanması doğru yaklaşımdır.
  • Mülkiyetin kamu kesiminde kalması nedeniyle kamunun denetimi süreceğinden, bu model politik olarak kamuoyuna daha kolay anlatılabilir.
  • Bu model, özellikle yabancı yatırımcılara yönelik olarak kamuoyunda belirebilecek endişeleri de azaltacaktır.

3.  Yasal Durum

  • 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, 4046 sayılı özelleştirme kanunu,3096, 3996, 3974 sayılı Kanunlar ile Anayasa’nın 168. maddesi ve diğer mevzuat çerçevesinde oluşan yasal alt yapı, incelendiğinde;
  • 4628 sayılı yasada elektrik dağıtım ve üretim tesislerinin varlık satışı yada İHD modeliyle özelleştirilmesine engel bir düzenleme olmadığı gibi, bu modeller özelleştirme yöntemleri arasında sayılmıştır.
  • Öte yandan, 3096 sayılı yasanın da halen yürürlükte olması ve buna göre başlatılan projelerin bir kısmının devam etmesinden ve iki yasa arasındaki farklardan kaynaklanan sorunların dağıtım ve üretim özelleştirmelerini de etkileyebileceği dikkate alınmalıdır.

3.1.  Danıştay

Her ne kadar 4628 ile “özel hukuk hükümlerine tabi bir serbest piyasa” düzenlendiği belirtilmekte ise de, piyasa lisanslarla düzenleneceğine ve lisanslarla ilgili uyuşmazlıklar Danıştay’da görüleceğine göre, “özel hukuka tabi bir piyasadan” bahsedilemeyeceği açıktır. Bu yüzden de hangi model seçilirse seçilsin, yatırımcıların endişelerini izale edecek bir yaklaşım geliştirilmelidir.

3.2.  Lisans ve Ruhsat ilişkisi

  • EPK’nın genel çerçevesi İngiltere’deki uygulamadan aynen alınmış durumda. İngiltere’deki sistem lisanslarla düzenlenmiş durumda ve lisans koşulları tarafların müzakereleri sonunda belirleniyor. Dolayısıyla lisanslar aynı zamanda kamu otoritesi ile şirket arasındaki ilişkiyi de düzenleyen sözleşmeler olarak düşünülebilir. Dolayısıyla taraflar arasında lisanslarla ilgili bir uyuşmazlık sözleşmeden doğan uyuşmazlık olarak değerlendirilmektedir.
  • EPK’ya dayanılarak EPDK tarafından düzenlenen lisanslar, ise, bir tarafların katıldığı bir sözleşme değil, bir “Ruhsat” olarak değerlendirilmekte. Ruhsatlar tek taraflı idari işlemlerdir ve sözleşmelerden kaynaklanan nitelikte bir “kazanılmış hak” doğurmazlar. Dolayısıyla yatırımcı için “ruhsatlarla” düzenlenmiş bir piyasada yatırım yapmak ciddi riskler taşıyacaktır.

4.  Özelleştirmeyi kim yapmalı?

  • Dağıtım ve üretim tesislerinin özelleştirmesini “hangi kurumun yapacağı” önemli bir sorun olarak görülmelidir. Bu noktada iki husus dikkate alınmalıdır:
  • Birincisi bu tesislerin özelleştirilmesi ile kamunun ilgisi kesilmeyeceği gibi, aynı düzeyde devam edecektir. Sonuçta şirketler düzenlemeye tabi bir pazarda faaliyet göstermeye devam edeceklerdir. Bu yüzden de, özelleştirmeyi hangi kurumun yapacağı sorusunu cevaplandırırken, bu işletmeler daha sonra hangi kurumlarla birlikte yaşayacaklar sorusunu da cevaplamak gerekir.
  • İkinci olarak bu tesislerle ve sistemle ilgili birikmiş “tecrübenin” de dikkate alınması gerekir.
  • Bu ve benzer tartışmalardan sonra özelleştirmenin öncelikle Bakanlık ve ilgili kuruluş (TEDAŞ veya EÜAŞ) tarafından planlanması gerekeceği açıktır. Bu özelleştirmenin bir çimento fabrikası satışı gibi, ÖİB tarafından gerçekleştirilmesi yerine, bu kurumların etkisi ön plana çıkarılmalıdır. ÖİB’nin bir uygulayıcı olarak rol alması daha olumlu sonuç alınmasına yardımcı olabilir.
  • Bu arada, Bakanlık ve kamu oyunun, TEDAŞ ve EÜAŞ’ın “kendi kendini özelleştirmeye gösterecekleri” muhtemelen şiddetli direnç de dikkate alınmalı ve gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

5.  İhale yöntemi

  • Ön yeterlilik ve değerlendirme olmak üzere iki aşamalı bir ihale prosedürü uygulanabilir. Bu prosedür 4046 ile ayrıntılı bir şekilde düzenlemiştir. EPDK’nın yönetmelik ve tebliğleri de ön yeterlilik kriterleri hakkında yeterince fikir vermektedir.
  • Ancak ön yeterlilik ile ilgili önemli bir soru işareti vardır. Özellikle Dağıtımda olmak üzere, bu tesislerin işletmeciliği ile ilgili bir yerel tecrübe son derece kısıtlıdır. Bu yüzden de, ön yeterlilik eşiğinin nerede tespit edildiğine bağlı olmakla birlikte, yerli ve yerel girişimcilerin katılımını engellemesi ihtimali değerlendirilmelidir.
  • Ön yeterliliğe başvurma dahil, her aşamada yüksek miktarlarda teminat mektubu alınmalıdır.
  • Yeni düzenlemede yatırımlar şirket tarafından finanse edileceği için katılımcılar yatırımları yapabileceğine dair yeterince güçlü açıklamalar getirmelidir.

6.  Değerlendirme kriterleri

  • Dağıtımla ilgili olarak, teklif sahipleri mali yeterlilik, deneyim, vb genel yeterlilik kriterlerini karşılamaları durumunda aşağıdaki değerlendirme kriterleri ile değerlenebilirler:
  • Kayıp ve kaçak teklifleri: Teklif sahibi en fazla 10 yıllık bir kayıp – kaçak hedefi verebilir. Bu hedef önceden belirlenmiş koşullara bağlı olarak değişebilmeli ve gerektiği kadar esnek olmalıdır.
  • İşletme fiyatı: Teklif sahibi belli bir süre için (mesela 10 yıl) dağıtım şebeke işletme fiyatını cent/kWh cinsinden teklif edebilir. Bu fiyat, yatırımları da kapsamalıdır.
  • Bu durumda, en uygun teklif, kayıp kaçak maliyeti ve işletme fiyatı en düşük olan teklif olarak seçilebilir.
  • Teklif sahibinin “yatırım teklifinde” yer alan değerle, fiziksel olarak gerçekleşen değer arasında oluşacak farkların mahsuplaşılmasına ilişkin düzenlemeler ayrıntılı bir şekilde yapılmalıdır.
  • Seçilen süreden (örneğin 10 yıl) sonra da lisans sahipleri, geçen 10 yıl değerlerinin de dikkate alındığı ve fakat baştan tespit edilmiş bir hesaplama yöntemine bağlı kalarak hesaplanmış değerlerle lisanslarını işletme süresi sonuna kadar devam ettirebilirler.

7.  Yatırımlar

  • Yatırım konusu iki farklı yatırım çeşidi dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bunlar;

İşletmecilikte verimliliğe yönelik yatırımlar ile Şebeke yenileme ve genişleme yatırımlarıdır.

  • Şirket, yatırımları, yatırım türü ve tutarı olarak gösterilmelidir. Ancak dönem içinde yatırımlar, fiziksel gerçekleşmeye göre Tarifeye yansıtılabilmeli ve farklar mahsuplaşılabilmelidir.
  • Yatırımların gerçekleşen maliyeti ile öngörülen maliyeti arasındaki farklar şirketin sorumluluğunda olmalıdır. EPDK’nın mevcut düzenlemeleri de bu yöndedir. Ancak “fiziksel farklar” mahsuplaşılabilir.

8.  Mülkiyet

  • TEDAŞ’a ait tesislerin mülkiyetinin TEDAŞ’a ait olarak kalması gerekecektir. Bu varlıklar TEDAŞ kayıtlarında izlenmeye devam edilecek, amortisman, sigorta vb. yine TEDAŞ’a ait olarak izlenecektir.
  • Tıpkı 3096 ve 11488’e göre bir İHD gerçekleştirilirse, yani yatırımlar tahsilatla fonlanırsa ve şirket bir finansman sağlamazsa, tesisler kamu kayıtlarında izlenmeli ve mülkiyet de kamuya ait olmalıdır. Bu durumda, lisans iptali halinde şirketin varlıklara ilişkin herhangi bir hakkı olmayacaktır.
  • Ancak, yeni tesislerin finansmanını şirket sağlayacaksa ve amortisman yoluyla itfa edecekse, mülkiyet şirkete ait olmalıdır ve sözleşmenin feshi halinde yeni lisans sahibine satıştan gelen geliri –amortisman farkı hariç- almalıdır. Aksi halde, özellikle vergi uygulamaları açısından taraflardan birinin leh yada aleyhine sonuçlar çıkacaktır.

9.  Elektrik Dağıtım ve Perakende Satış Fonksiyonları

  • 4628 sayılı yeni Kanun ile elektrik dağıtım hizmetini, dağıtım şebeke işletmeciliği ve perakende satış hizmetleri olarak iki ayrı faaliyet şeklinde ayırarak lisanslamıştır.
  • Öncelikle, mevcut düzenlemenin başarılı bir şekilde uygulanması durumunda, özellikle konutlarda tüketici fiyatları ve dağıtım maliyetleri çok ciddi oranlarda artacaktır. Bölgeye giren satıcılar bütün serbest tüketicileri ve dağıtım maliyeti göreli olarak düşük olan aboneleri portföylerine katacaklardır. Bu durumda geriye dağıtım maliyeti ve kayıp-kaçakları yüksek olan müşteriler kalacaktır. Dolayısıyla bütün bu maliyetler dağıtım fonksiyonunda toplanacak ve lisans sahibi de bu maliyeti tarifesine yansıtacaktır. (Muhtemel tablo, mesela Hakkari gibi kayıp-kaçakların % 80’lerde olduğu bölgelerde bölgesel tarifeye geçmenin sonuçları ile benzerlik gösterecektir.)
  • Ancak kayıp-kaçakların makul değerlere çekilmesi ve ülke genelinde benzer oranların gerçekleşmesi halinde bu sorun ortadan kalkacaktır. Bu zamana kadar da dağıtım şirketleri dışında perakende lisansı verilmeyebilir. Böylelikle “geçiş dönemi kontratları” aracılığı ile bir geçiş dönemi tespit edilerek, sistem “aşırı düzenlemelerin” etkisinden korunmuş olacaktır. “Geçiş dönemi kontratları” 5 yıllık olabilir. Nitekim Dünya Bankası da benzer ülkelerdeki deneyimlerden yola çıkarak, 7 yıllık bir geçiş döneminin ve “Geçiş Dönemi Kontratları”nın uygun olacağını söylemektedir.

10.  Bölge ve şirket büyüklüğü

  • Uzun süredir “dağıtım bölgelerinin büyüklüğü” tartışılmaktadır. 8 ile 33 sayısı arasında gelip giden bu tartışma son derece verimsiz bir tartışmadır. Yeni piyasa modelinde dağıtım bölgesinin büyük yada küçük olmasının sistemin etkinliği ve verimliliği arasında hiçbir ilişki yoktur. Sadece işletme maliyetlerine yok sayılabilecek ölçüde bir etkisi olacaktır, ki bu etki de, örneğin 1 bölge yerine 2 bölge olması halinde yönetici maliyetlerinin artması gibi etkilerdir. Öte yandan aynı örnekte, bölgelerin küçük olmasının etkin yönetime sağlayacağı olumlu katkı da hesaba katıldığında, hangi seçeneğin daha değerli olduğu tartışılabilir.
  • Oysa bölgelerin büyüklüğü ve ölçekle ilgili tartışmalar ilk gündeme geldiğinde, tartışmaların amacı son derece açıktı:
  • İlk olarak “bölgenin” değil “şirketin” ölçeği tartışma konusuydu ve ülke genelinde 8 kadar “şirket” öngörülmesinin sebebi, “büyük bölgeler” değil, “güçlü şirketlerin” amaçlanmasıydı.
  • “Güçlü” dağıtım şirketlerinin istenmesinin temel nedeni Hazine Garantilerine ihtiyaç duymayacak, tamamen bağımsız bir piyasanın ancak dağıtım şirketleri ile kurulabileceği ön-kabulünden yola çıkılmasıydı. Böylece üretim projeleri sahibi girişimciler güçlü dağıtım şirketleriyle uzun dönemli ESA’lar imzalayabilecekler ve bu kontratlarla uluslararası kredi kurumlarından fon bulabileceklerdir.
  • Bölgeler mümkün olduğu kadar aynı düzeyde kayıp-kaçak oranlarını sağlayacak şekilde düzenlenecek, böylece gerçek maliyetli tarifeler ile birlikte bölgeler arasında dramatik farkların ortaya çıkması engellenecektir.
  • Dağıtım ve perakende fonksiyonları ayrılmadığı için de bu şirketler aynı zamanda yüksek hasılatlı şirketler olacaktı.
  • Dağıtım bölgelerinin birleştirilmesinin önemli bir sakıncası da şudur: Halen bir çok bölge ile ilgili hukuki sorunlar vardır. Bunları birleştirmek sorunsuz bölgeleri sorunlularla birleştirmek anlamına da gelebilir. Kaldı ki, özelleştirmelerden sonra satın alma ve birleşmelerle ekonomik ölçekler kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
  • Bu konu tekrar gündeme getirildiğinde süre kaybı çok olacaktır.

11.  Sonuç 

  • Piyasanın bir an önce sağlıklı bir şekilde işlemeye başlaması için öncelikle dağıtım tesisleri özelleştirilmelidir.
  • Gerekli yasal düzenlemeler ve idari işlemler bir an önce yapılmalıdır.
  • Hukuki sorunu olan bölgelerdeki sorunlar hakkında hızla karar verilerek uygulamaya geçilmelidir.
  • Dağıtım şirketlerinin güçsüz ve küçük tekeller yerine güçlü şirketler olması, özellikle üretim projelerinin finansmanı açısından önemlidir.
  • Özelleştirme mutlaka Bakanlık liderliğinde yapılmalıdır. ÖİB sadece uygulayıcı olmalıdır.
  • Dağıtım tesislerinin özelleştirmesinden bir gelir beklenmemeli, kayıp kaçakların engellenmesi, işletme maliyetlerinin azaltılması, hizmet kalitesinin artması amaçlanmalıdır.
  • Varlık satışı ve benzer model arayışları ile zaman kaybedilmemelidir. İHD en az sakıncası olan ve amaca diğerlerinden daha yakın bir modeldir. Mülkiyet kamu kesiminde kaldığından politik olarak daha rahat savunulabilir.
  • Kayıp kaçakların ve dağıtım maliyetinin düşürülmesi ile etkin bir yatırım planı, değerlendirme kriteri olarak kullanılabilir.
  • Kesinlikle bir geçiş süreci ve “Geçiş Süreci Kontratları” planlanmalı, İngiltere’de 20 yılda deneme yanılma ile ulaşılmaya çalışılan piyasaya bir gecede ulaşma arzusundan vazgeçilmelidir. Sistem, basit, kontrol edilebilir ve aşamalı olarak tanımlanmalıdır ve yeterince esnek tasarlanmalıdır.
  • Dağıtım ve perakende fonksiyonlarının bir geçiş dönemi planlanmaksızın yapay bir şekilde ayrılmasının sisteme ve tüketicilere bir yararı olmayacaktır. Örneğin, Perakende şirketleri maliyetlerin ve kayıpların kontrolünün arzulandığı bir çok bölgede faaliyet göstermekten kaçınacaklardır.